KÖPEKLER HAKKINDA BİRAZ BİLGİ

2009-07-26 23:18:00

1-     Köpekler kızarsa hırlar ve dişlerini gösterir.2-     Köpekler çis yaparak kendi bölgelerine kokularını bırakır.3-     İki köpek karşılaştığında birbirini koklar.4-     Bir şey köpeğin ilgisini çekerse kulaklarını diker.5-     Köpekler kendinden üstün gördükleri köpekleri selamlamak için yüzünü yalar.6-     Evcil köpekler birlikte yaşadıkları insanları kendi sürüsünden kabul eder.7-     Köpekler, birbirleriyle haberleşmek için ulur. Bunu sahiplerini çağırmak için de yaparlar8-     Oyun oynamak isteyen köpek ön bacaklarını yere dayayıp gövdesinin araka kısmını yukarı kaldırır.9-     Bazı köpekler insanlara yardım etmek için eğitilirler.10- Köpekler sıcak günlerde toprağı kazıp içine yatarlar. Çünkü burası daha serindir. ... Devamı

ATASÖZLERİ

2009-07-08 20:56:00

1- Bir inat bin murat.2-Bir günlük beylik beyliktir.3-Bir koltuğa iki karpuz sığmaz.4-Bir korkak bin orduyu bozar.5-Bir sürçen atın başı kesilmez.6-Borç iyi güne kalmaz.7-Borç yiğidin kamçısıdır.8-Borç vermekle, yol yürümekle tükenir.9-Borç yiyen kesesinden yer.10-Borçlu ölmez, benzi sararır.11-Borçlunun dili kısa gerek.12-Boş çuval ayakta durmaz.13-Baş kes, yaş kesme.14-Baş nereye giderse, ayakta oraya gider.15-Baş sağlığı, dünya varlığı.16-Baş başa bağlı, baş da padişaha.17-Baş ol da eşek başı ol.18-Bin işçi bir başçı.19-Bin ölçüp bir biçmeli.20-Bir ağızdan çıkan bin ağza yayılır.21-Ar eden kâr edemez 22-Araba devrilince yol gösteren çok olur. 23-Arabanın ön tekerleği nereden geçerse, arka tekerleği de oradan geçer. 24-Arayan mevlasını da bulur belasını da. 25- Arı bal alacak çiçeği bilir. 26- Arı, bey olan kovanı seçer. 27- Arı gibi eri olanın dağ kadar yeri olur. 28- Arı, kızdıranı sokar. 29- Zayıf ata kuyruğu yüktür.30- Zayıf etten yağlı tirit olmaz.... Devamı

BU EŞEĞİN BAŞI BİZİM AMA

2009-07-08 09:22:00

Hoca merhum, bir epeyce paradan puldan çıkmış; süslü püslü bir yular yaptırmış eşeğine. Ama, eloğlu bu gözden sürmeyi çekiyor eşeğin başında yular bırakır mı? Hocanın hevesi kursağında kalmış. Ne de olsa mal, canın yongası; üzülmez olur mu, üzülmüş ama, eşeğin yanında pek belli etmemiş bunu. Getirip götürürken de kulaklarını okşayarak avutmaya çalışmış onu. Ne ise, gel zaman bir gün o yuları bir mısır eşeğinde görmesin mi!      “Allah Allah, demiş Hoca; bu eşeğin başı bizim ama, gövdesi nasıl oldu da değişti böyle!”  Devamı

AY ALIP SATTIĞIM YOK

2009-07-07 19:12:00

Aklını beğenmişin biri, bir gün bir pazar yerinde Hoca’ya rastlamış; sözüm ona, bir tuhaflık olsun diye:“Babalık, demiş; sormak ayıp olmasın ya, bugün günlerde nedir?”Hoca, adamın niyetini gözünden okuduğu için:“Ne bileyim, be evlat; ben bu memleketin yabancısıyım!” demiş.Adam: Ağzımın payını aldım!” deyip de başını öte yana çevirecek yerde:Haydi gün ne ise ya ayın kaçı acaba?” demesin mi?Rahmetli gülmüş ve:“Vallahi evlat, sen benim Pazar yerine dönüp dolaştığıma bakma;bu günlerde ay alıp sattığım yok!” deyip yürümüş. Devamı

BUYRUN CENAZA NAMAZINA

2009-07-07 17:32:00

Bir gün Hoca, cami yarenleri ile oturmuş da, Timur hakkında atıp eğiriyormuş. Nereden peydah olduysa, bir derviş peydah olup, kulak misafiri olmaya başlamış. Rahmetli, sözü tatlıya bağladıktan sonra, bu garibe dönüp:            “Baba erenler, hangi diyarın gülüsünüz, adınızı bize bağışlamaz mısınız?” diye sormuş.             Derviş asasına dayanarak:            “Ben mi, demiş; Dünyanın öbür ucundan geliyorum; adım da Timur’dur!”             Bu adı duyunca bizimkinin tüyleri diken diken olmuş:             “Aman diyeyim baba, Hanlığın, Hakanlığın da var mı?” demiş.             Derviş yapılı adam da:             “Evet!” deyince, Hoca, baltayı taşa vurduğunu anlamış; alı al, moru mor olup, yarenlerine: “Ey ümmeti Muhammet, buyurun cenaze namazına.” demiş.... Devamı

ARABALAR FİLMİ ÖYKÜSÜ (4. BÖLÜM)

2008-07-22 13:10:00

“Sürat. Ben süratim.” diye mırıldandım başlama çizgisine gelince.Şimşek gibi fırladım ve her yana toz saçtım. Ama toprak yollarda yarışmaya alışkın değildim ve virajı dönerken…aaah…. Hakimiyetimi kaybettim. Alçak bir yardan aşağı, doğruca kaktüslerin arasına düştüm. Of!“Tıpkı yol tamir ettiğin gibi yarışıyorsun… beceriksizce,” dedi Doc.Mater’a beni yeniden yola çekmesini söyledi, halimden öyle utanmıştım ki.Ertesi sabah, yolun bir bölümünü mükemmel biçimde asfaltla kaplamıştım. Ama ziftim bitmişti, bu yüzden bir gün önce Doc’la yarıştığımız yere gittim. Direksiyon hakimiyetimi niçin yitirdiğimi anlamam gerekiyordu. Doc da gelip beni seyretti.“Bu asfalt yol değil, evlat, toprak yol,” dedi. “Eğer fazla sola gidersen, sağa döndüğünü göreceksin.”Doc’a baktım. “Sola gitmek için sağa mı döneceğim yani?” Doc başıyla onayladı ve uzaklaştı.O gece Mater beni biraz eğlenmek için dışarı çıkarmak istedi, ama tek istediğim köşeme çekilmekti.“Sorun değil, Bay Toprak Yolda Dönemeyen,” diye dalga geçti benimle. “Zaten gelmek istesen de yapacağımız şeyi beceremezdin herhalde.”“Hey, hey, ben Şimşek McQueen’im,” dedim. Her şeyi becerebilirim.”Kısa süre sonra, kendimi horlayan traktörlerle dolu bir tarlanın ortasında buldum.“Traktör devirmek eğlencelidir!” diye fısıldadı Mater.“Mater, ben bu işi yapmayacağım,” dedim.“Ah, hadi ama, tek yapman gereken sessizce traktörün yanına gidip korna çalmak. Beni izle.” Mater bir traktörün önüne geçip kornasını çaldı. Hayretler içinde kalan traktör devrildi ve egzos borusundan bir duman bulutu ç... Devamı

BENCİL DEV

2008-05-24 18:27:00

BENCİL DEV   Çok eskiden, ülkenin birinde, bir dev varmış. Devin evi ve bahçesi dillere destanmış.   Devin bahçesinin her tarafı çimle kaplıymış. Mahallenin çocukları okul dönüşünde bahçede oynarlarmış.   Devin çiçek tutkusu da varmış. Bahçesinde yetiştirmediği çiçek yokmuş. Ayrıca bahçesinde meyve veren on iki adet kayısı ağacı varmış. Bahçenin güzelliğini bilen kuşlar, günün belli saatlerinde bahçeye gidip şarkı söylerlermiş. Kuşların söylediği şarkılar, bahçede oynayan çocukların çok hoşuna gidermiş. Kuşlar şarkı söylemeye başladıkları zaman, çocuklar oyunu bırakıp kuşların şarkılarını dinlerlermiş.   Aradan bir süre geçmiş. Dev çok sevdiği arkadaşını özlemiş. Özlemini gidermek için arkadaşının yanına gitmiş. Arkadaşının yanında yedi yıl kalmış.   Dev eve döndüğünde, çocukları bahçesinde oynarlarken görmüş. Çok sinirlenmiş. Çocuklara sert bir şekilde:   “Bu bahçe, benim bahçemdir. Size benim bahçemde oynamanız için kim izin verdi!” demiş.   Çocuklar devin konuşmasından çok korkmuşlar. Hep birlikte bahçeden koşarak ayrılmışlar. Dev çocukların arkasından:   “Benim bahçem sadece bana aittir! Bahçemde benden izin almadan hiç kimse dolaşamaz.” demiş.   Dev, bir süre sonra bahçenin çevresine duvar ördürmüş. Bahçe kapısına da “İzinsiz girenler cezalandırılır.” yazılı bir tabela asmış.   Dev, çok acımasız ve bencil biriymiş. Kendinden başkasını hiç düşünmezmiş. Bu nedenle çevrede bulunanlar devi hiç sevmezlermiş. Çocuklar bahçenin çevresine duvar örülmesine çok üzülmüşler.   Birbirlerine bakarak: “Artık oyun oynayabileceğimiz bir yerimiz kalmadı. Bundan sonra işimiz zor. Bir çözüm bulmalıyız.” demişler.   Çocuklar bir süre sonra yol üzerinde oynamayı denemişler. Fakat yol çok taşlı ve tozluymuş. Oyundan sonra çocukların her yeri toz içerisinde kalmış. Bu nedenle yol üstünde oynamak çocukların hiç hoşuna gitmemiş. Bir gün sonra çocuklar bah... Devamı

CARS (Arabalar Filmi Klibi)

2008-03-21 13:58:00

  CARS (Arabalar) Devamı

CARS (ARABALAR FİLMİ KISA TÜRKÇE DUBLAJ)

2008-03-21 13:53:00

İlgili aramalar: tv - cars arabalar ilk yarış dublaj -  sinema -  cars -  arabalar -  dublajCARS (Arabalar) Devamı

CARS (ARABALAR FİLMİ FRAGMANI)

2008-03-21 13:45:00

İlgili aramalar: sinema - fragman - cars fragman -  cars -  fragmanCARS (Arabalar) Devamı

ARABALAR FİLMİ ÖYKÜSÜ (3. BÖLÜM)

2008-03-12 22:00:00

Mahkeme salonunda kasaba halkı beni öfkeli haykırışlarla karşıladı. Kasaba yargıcı Doc’da beni görür görmez, “ Şerif, onu buradan kov. Kasabadan gitsin istiyorum,” dedi.   “ Bir dakika!” diye itiraz etti mavi bir Porsche. “Bu arabaya yolu tamir ettirin. Kasaba ne hale geldi,görmütor musunuz? Ona ihtiyacımız var!”   “Olmaz Sally,” dedi Doc. “Bu kasabanın ihtiyaç duyduğu son şey bir yarış arabası.”   “Peki söyle bana o zaman,” dedi,”Sally, ”yollarımız yokken yolcularla nasıl ilgileneceğiz?”   Böylece Sally’nin istediği oldu ve o akşamüstü kocaman buharlar saçan bir makine olan Bessie’yi arkama alarak yolu asfaltla kaplamaya başladım. Gerçekten çok hoştu!   “Şaka yapıyorlar herhalde,” diye öfkelendim. Benim bu işle uğraşacak zamanım yok ve zaten bu perişan kasabayı kimse ziyaret etmiyordur.”   Peşimden gelen Bessie’nin içinden sıcak zift sızıyordu. Daha önce hiç çalışmak zorunda kalmamıştım ve bu işten nefret etmiştim. Sonra yolu ne kadar çabuk bitirirsem o kadar çabuk gidebileceğim geldi aklıma. Bu yüzden hızımı artırdım. Şapırt! Şapırt! Sıcak zift her yana saçılıyordu.   Kasaba halkı yaptığım işten hiç memnun kalmamıştı.   “Yol berbat görünüyor,” dedi Sally.   “O zaman kasabanın geri kalanıyla uyum sağlamış demektir,” diye yapıştırdım cevabı. “Hepsini kazı ve baştan başla,” diye emretti Doc. “Hey büyükbaba, ben buldozer değilim,” diye alay ettim. “Ben bir yarış arabasıyım.”   “Ho ho ho. Öyle mi? O zaman niçin sen ve ben ufak bir yarış yapmıyoruz?” dedi Doc. “Eğer sen kazanırsan gidebilirsin ve yolu ben onarırım. Ama ben kazanırsam, yolu benim istediğim gibi onaracaksın.”   “Ne harika bir fikir!” dedim.   Bu çılgın kasabadan kurtulma fırsatını ele geçirmiştim.... Devamı

CARS (ARABALAR FİLMİ FRAGMANI)

2007-11-27 22:50:00

CARS (Arabalar) Devamı

ARABALAR FİLMİNİN ÖYKÜSÜ (2. BÖLÜM)

2007-10-19 21:56:00

Araba çetesi Mack’i öne arkaya sallamaya başladı. Mack yoldan çıktı ve rafta duran kupalardan biri sarsıntıdan rampa indirme düğmesinin üzerine düştü. Olamaz! Orada uzanmış şöhret ve servet hakkında en tatlı rüyaları görürken, bir anda otobanın ortasına yuvarlanıvermiştim. Aah! Ne büyük bir şaşkınlık yaşadığımı hayal edemezsiniz. Birdenbire arabalar burnumun ucunda kornalarını çalmaya başladı. Hiçbir şey göremiyordum. Farlar gözlerimi kamaştırmıştı.   Hemen Mack’i bulmam gerekiyordu, ama yanlış bir yola saplanmış olmalıydım, çünkü kendimi eski 66. Otoyol’da bulmuştum. Mack görünürde yoktu ve arkamdan bir siren sesi geliyordu. İtiraf etmeliyim ki, paniğe kapıldım ve tüm hızımla uykuya dalmış, küçük bir kasabaya girdim. Kapkaranlık kasabanın sokaklarında dört dönmeye başladım. Karşıma çıkan her şeye çarptım ve nasıl olduğunu bilmiyorum, ama kendimi sersemlemiş halde, bir telefon direğinin tepesinde tepetaklak asılı buldum.   “Başın büyük dertte,” dedi yaşlı polis arabası.   Sonrasını hiç hatırlamıyorum, herhalde bayılmış olmalıyım.   Ertesi sabah bir çekici beni uyandırdı.   “Benim adım Mater,” dedi eski dişli ağzında aptalca bir gülümsemeyle.   “Neredeyim ben?” diye sordum.   “Karbüratör Bölgesi’nin en şirin kasabasındasın, yani Radyatör Kasabası’nda,” dedi.   “Dinle Mater, benim Kaliforniya’ya gitmem gerek,” diye anlatmaya başladım. “Kazanmam gereken bir yarış var.”   Tam o sırada Şerif çıkageldi. “Mater, bir iyilik yap da bu trafik canavarını mahkemeye kadar götür!” dedi. DEVAM EDECEK...... Devamı

ARABALAR FİLMİNİN ÖYKÜSÜ (1. BÖLÜM)

2007-10-19 15:27:00

Rınnn! Kamyonumdan inerken hızlandım. Seyirciler beni alkışlamaya ve tezahürat yapmaya başladı ve yüzümde kocaman bir gülümsemeyle büyük stadyumdaki yarış pistine çıktım. “Hız. Ben hızım,” dedim kendi kendime. Hızlıların en hızlısıyım. Ben Şimşek McQueen’im.” Büyük yarışa hazırdım ve en çok istediğim şey, Piston Kupası’nı kazanmaktı. Bu benim en büyük hayalimdi. Ama önce Kral’ı yenmem gerekiyordu. Kral, diğer yarış arabalarından çok daha fazla sayıda Piston kupası kazanmıştı.   Kral’ı yenmek isteyen sadece ben değildim. Chick Hicks de bunu istiyordu.   Kazanmak için her şeyi yapmaya hazırdı ve yarış sırasında bilerek bir başka arabaya çarptı! Zikzaklar çizerek enkaz haline gelen arabaların arasından sıyrıldım. Chick bunu hiç beklemiyordu, ama beni kimse durduramazdı.   Chick ve Kral beni takip ediyorlardı. Aramızda çok az mesafe kalmıştı. Bu yüzden, bakım noktasında durunca en öndeki yerimi korumak için lastiklerimi değiştirmeyi reddettim. “Sadece benzin, lastikler kalsın,” diye haykırdım bakım ekibime.   Bu sayede diğerlerine büyük bir fark atmıştım, ta ki… Bum!... Arka lastiklerimden biri patlayana kadar! Bum! Bir lastiğim daha patlamıştı. Yalpalayarak bitirme çizgisine doğru ilerledim. Kral ve Chick bana yetiştiler. Ama kazanmama o kadar az kalmıştı ki, çizgiyi onlardan önce geçtiğime emin olmak için dilimi çıkardım. Bakım ekibim lastiklerimi değiştirirken, bir gazete muhabiri yanımıza geldi. “Lastiklerini değiştirmemek riskli bir karardı,” dedi. “Bir ekip şefine ihtiyacın olduğunu düşünmüyor musun?”   “Hayır, ben tek kişilik bir şovum,” diye cevap verdim. Bunu duyan ekibim çok öfkelendi. Beni bıraktılar ve çekip gittiler. Ama ben oralı bile olmadım. Az önce Piston Kupası’nı kazanmıştım çünkü.   Yarış pistine döndüğümde, ne kadar ünlü ve zengin olacağımı hayal etmekle meşguldüm. King’in yanıma geldiğini fark... Devamı

ASLAN İLE FARE

2007-10-11 07:51:00

Ormanlar kralı aslanın karnı acıkmış. Etrafta dolaşıp av aramaya başlamış. Öğleye kadar dolaşmasına rağmen hiçbir av bulamamış. Sonunda yorgun düşmüş. Yorgun aslan, ininde uyumaya başlamış. Bu sırada içeriye bir fare girmiş. Ormanlar kralının burnuna kadar tırmanmış, tırmanırken de onu uyandırmış. Aslan, koca pençesiyle, fareyi bir hamlede yakalamış. Fareyi afiyetle yiyecekmiş. Bu sırada fare, aslana yalvarmaya başlamış: - Ne olur kralım, beni yemeyin! Beni serbest bırakın. İleride belki size bir yardımım dokunur, demiş. Fare, aslanın içinde tir tir titriyormuş. Aslan, farenin ne kadar korktuğunu görmüş: - Konuştuğun şeye bak! Minicik bir farenin bana na, ne yardımı olabilir ki? Peki, seni yemeyeceğim. Zaten dişimin kovuğunu bile doldurmazsın, demiş. Fareyi serbest bırakmış. Özgürlüğüne kavuşan fare, hızla oradan uzaklaşmış. Aslan, farenin konuşmalarına ve hızla uzaklaşmasına kahkaha ile gülmüş. Bu olaydan sonra aslan, avlanmaya devam etmiş. Bir süre dolaşmış, ormanda ilerlerken avcıların kurduğu tuzağa düşmüş. Tuzağın ağları aralarına sıkışmış. Kükremiş, çırpınmış, ağı parçalamaya çalışmış. Fakat bir türlü ağadan kurtulamamış. Ağadan kurtulamayacağını anlayınca olanca sesiyle kükremeye başlamış. Bütün orman, aslanın kükremesiyle zangır zangır titremiş. Küçük fare, aslanın bu kükreyişini duymuş. Bu, fareyi bağışlayan aslanın sesiymiş. Evet, evet! Bu, tanıdık b,r sesmiş. Fare, koşarak aslanın bulunduğu yere gelmiş: - Merhaba kralım! Tuzağa mı düştünüz? Sesinizi duydum ve sana yardıma geldim. Seni bu ağadan kurtaracağım, demiş. Aslan, acı acı gülmüş: - Sen kim, beni kurtarmak kim? Şu minicik halinle sen mi beni kurtaracaksın, demiş. Fare: - Kralım, beni küçük mü görüyorsunuz? Bu sözlerinizle beni incitiyorsunuz. Allah her hayvana bazı üstün özellikler vermiştir, demiş. Aslan inanmasa da: - Haydi, ne yapacaksan yap da beni şu ağalardan kurtar! Avcı gelmeden buradan çıkayım, demiş. Fare, hemen keskin dişleriyle ağları kemirmeye başlamış. Bir süre sonra, aslanı... Devamı

YE KÜRKÜM, YE...

2007-10-06 21:04:00

Bir gün Hoca, birine davetli imiş. Hani, yok, yoksulluğundan değil ya, değiştirmeye eli mi değmemiş, ne olmuşa, kıra, bayıra giydiğiyle gitmiş, gitmiş ama, bir “Buyur!” eden olmadığı için, sakalı yerine koyamamış. Onlar, birbirini yağlayıp yüzlemeye dalınca, bir kör tarafına getirmiş; varıp üstünü başını değiştirivermiş. Bu defa Hoca’yı kondurup göçürecek yer bulamamışlar. Hele sofrada, “Buyur!” üstüne “Buyur!” edince, gayrı Hoca dayanamamış: “Ye kürküm, ye... bu ziyafet bana değil ya, sana!” deyince, hepsi, önlerindeki hindi gibi kızarmış. Devamı

ÖRDEK ÇORBASI

2007-09-30 12:20:00

Hoca bir gün, bir dere kıyısında, ördeklerin ötüşüp oynaştıklarını görür. Hemen el atıp tutası gelir ama, ele, avuca gelir şey mi bunlar? Üstünün, başının ıslandığı da kar kalır. Nihayet, olmayacak duaya amin demektense, bir kenara oturur; ekmeğini suya batırıp, yemeye başlar. Derken, kırk yılda bir merhaba ettiği biri geçer oradan: “Afiyet olsun, Hoca; gene su başına oturdun da ne yiyorsun?” diye sorar. Hoca: “Yahu , der, sende de şu ördek kadar akıl varsa , ben neyim! Ne yediğimi görüyorsun ya, ;işte ördek çorbası!” Devamı

PARAYI VEREN, DÜDÜĞÜ ÇALAR

2007-09-30 12:19:00

Günün birinde Hoca, ev eksiği görmek için pazara gidecek olur. Nerede anasının avutamadığı, babasının büyütmediği varsa, yolunu keser. O’ der. “Bana bir düdük al!” Bu der.“Bana bir düdük al!” Her birinin bir düdük ısmarlar Hoca’ya, ama içlerinden yalnız biri çıkarıp parasını verir, öyleyken; hepsi de Kabe yolunu bekler gibi beklerler Hoca’nın yolunu. Neyse, gün batıp da sular kararırken, Hoca yamaçtan görür. O’ der “Hani benim düdüğüm?” Bu’ der “Hani benim düdüğüm?” Velhasıl, her kafadan bir ses çıkar ama, Hoca, çıkara çıkara bir tek düdük çıkarıp cebinden, çocuklardan birine verir;ötekiler, alık alık yüzüne bakınca:“Ya, böyle işte, der, bu dünyada parayı veren, düdüğü çalar!” Devamı