EMRESEL

Google

  • 26/7/2007 - TAVŞAN İLE KAPLUMBAĞA
  • Bir varmış, bir yokmuş… herkesten hızlı koşmakla övünen bir tavşan varmış. Bu tavşan, daima kaplumbağanın yavaşlığı ile dalga geçermiş. Sonunda kaplumbağa ona: “Sen kendini ne sanıyorsun? Tamam, hızlı koştuğun doğru, ama sen de geçilebilirsin! ” diye yanıt vermiş. Tavşanı gülme tutmuş: “ Beni koşuda geçmek, ha ? Kim geçecekmiş? Yoksa sen mi? O kadar hızlıyım ki, kimse beni geçemez! İstediğin şey üzerine bahse girerim, kabul ediyor musun? “Kendisine bu derecede tepeden bakılmasından rahatsızlık duyan kaplumbağa, bu meydan okumayı kabul etmiş. Yarış parkuru belirlenmiş ve ertesi sabah, gün doğarken başlangıç çizgisine gelmişler. Kaplumbağa, kaderine boyun eğip yavaş yavaş ilerlemeye başlamış. Tavşan ise uykusuzluktan esneyip duruyormuş. Uykunun ağırlıyla göz kapakları inen tavşan, rakibinin ne kadar ağır ilerlediğini görerek bir parça kestirmeye karar vermiş. “Sen rahat rahat git, ben daha sonra, dört sıçrayışta sana yetişirim. “ Rahatsız bir uykunun ardından, nihayet sıçrayarak gözleriyle kaplumbağayı aramış. Oysa o hala çok yakınındaymış: Henüz yolun üçte birini bile aşamamış. Bunun üzerine, iyice rahatlayan tavşan, kahvaltı etmeye yetecek zamanı olduğuna karar vermiş. Yakınındaki bir tarlada çok güzel havuçlar görmüş ve iştahla havuç yemeye koyulmuş. Ama hem çok fazla yediği, hem de güneş iyice yükseldiği için, yeniden uykusu gelmiş. Yolun yarısına gelmiş olan kaplumbağaya şöyle bir baktıktan sonra, bitiş çizgisine gitmeden önce biraz daha kestirmeye karar vermiş. Onu geçtiğinde kaplumbağanın yüzünün alacağı şekli düşününce, gülerek uykuya dalmış. Çok geçmeden mutlulukla horluyormuş. Güneş ufuk çizgisine inişe geçmeye başladığı sırada, sabahtan beri hedefine doğru azimle ilerlemekte olan kaplumbağanın parkurun sonuna varmasına bir metreden biraz fazla kalmış. İşte o anda, tavşan korku içinde uyanıvermiş: Uzaklarda, çok uzaklarda kaplumbağayı görmüş ve koşarak peşine düşmüş. Uzun bacaklarını ileri geri hızla hareket ettirerek, dili dışarıda, çılgınlar gibi koşan tavşan, kaplumbağaya yetişmek üzereymiş. Biraz daha hızlanırsa neredeyse başaracakmış! Ama kaplumbağa bitiş çizgisi kararlaştırılan noktayı henüz geçtiğinden, son hamlesinin bir faydası olmamış. Zavallı tavşan! Yorgun ve onuru kırılmış olarak, sessizce gülümsemekte olan rakibinin yanına yığılmış. Kaplumbağa ona bakıp şöyle demiş: “ Son gülen, iyi güler!”

    Yorum ( 6 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 5/7/2007 - KURŞUN ASKER
  • Bir varmış, bir yokmuş… bir sürü oyuncağı olan bir çocuk varmış. Oyuncaklarını odasında tutar ve gün boyunca onlarla oynayarak çok güzel saatler geçirirmiş. En sevdiği oyunlardan biri, kurşun askerlerin savaşıymış. Askerileri karşı karşıya dizer ve savaştırırmış… bu askerler ona ilk armağan edildiğinde, bir döküm hatası yüzünden, içlerinden birinin bir bacağının olmadığını fark etmiş. Yine de, oyun oynarken, sakat askeri en başarılıları olmaya teşvik etmek için, herkesin önüne, ilk sıraya koyarmış.

    Çocuk, geceleri oyuncaklarının canlandığını ve aralarında konuştuklarını bilmezmiş; sık sık da, sık sık da, bütün askerlerini sıraya dizip bırakırken, bacağı olmayanı diğer oyuncaklarının arasında unuturmuş. Böylece, kurşun asker, kendini yine kendisi gibi metalden yapılma, hoş bir balerinle konuşur bulmuş. Aralarında büyük bir yakınlık doğmuş ve yavaş yavaş, neredeyse hiç farkında olmadan, askercik kıza aşık olmuş. Geceler birbiri ardından hızla geçip gidiyormuş ve aşık asker, sevgisini itiraf edecek cesareti bir türlü bulamıyormuş. Çocuk onu savaşması için diğer askerlerin yanına koyduğu zamanlar, kızın onun ne kadar cesur olduğunu görmesini ümit edermiş. Akşamları, balerin ona korkup korkmadığını sorduğunda, gururla “hayır” dermiş.

    Ama askerin ısrarlı bakışları ve iç çekişleri sürpriz kutusu içinde kapalı duran küçük şeytanın dikkatinden kaçmamış. Gece yarısı olup da, kutu tıpkı bir büyü yapılmış gibi açılıverdiğinde, parmağıyla zavallı askeri işaret ediyormuş. Derken bir gece, küçük şeytan ağzındaki baklayı çıkarmış: “Hey, sen! Balerine fazla bakma!” Zavallı askercik, şaşkınlıkla kıpkırmızı kesilmiş ama nazik balerin, onu rahatlatmış: “O çirkin, kıskanç şeyi dinleme! Ben seninle sohbet etmeyi çok seviyorum!” Bunları söyledikten sonra, o da kızarmış. İkisi de öyle utangaçmış ki, birbirlerini sevdiklerini söyleyememişler!

    Derken bir gün birbirlerinden ayrılmışlar. Çocuk kurşun askeri alıp pencerenin önüne koymuş. “Burada kal ve içeri düşman girmesin diye nöbet tut! Bir bacağın eksik de olsa, gözcülük yapabilirsin!”

    Sonra, oyuna başlamak için, diğer askerleri masanın üstüne dizmiş. Mevsim yazmış ve sonraki günlerde de kurşun askeri yerinden oynatan olmamış. Bir öğleden sonra, aniden fırtına patlayıvermiş. Rüzgar yüzünden pencere kanatları kapanıp kurşun askeri boşluğa düşürmüş. Pencere pervazından baş aşağı yere düşerken, tüfeğinin süngüsü toprağa saplanmış. Rüzgar ve yağmur devam ediyormuş. Bu gerçekten korkunç bir fırtınaymış! Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, kısa sürede geniş su birikintileri oluşturmuş ve kanalizasyon çukurları bitip tükenmeyen yağmur sularıyla dolmuş.

    Yakındaki bir okulun kapısında, bir grup çocuk dışarı çıkabilmek için sabırsızlıkla yağmurun dinmesini bekliyormuş. Nihayet yağmurun hızı kesilmeye başlamış ve çocuklar evlerine dönmek için koşarak dışarı fırlamışlar. Şamata etmekten geri kalmayan çocuklar, en büyük su birikintilerinden kaçabilmek için hoplayıp zıplıyormuş; içlerinden ikisi, son yağmur damlalarına yakalanmamak için dikkatlice evlerin duvarlarına yakın yürüyorlarmış. Böylece, yağmur yüzünden yumuşayan toprağa saplanmış kurşun askeri görmüşler.

    Yalnızca tek bacağı olması ne kötü! Yoksa onu eve götürürdüm demiş biri. Diğeri oyuncağı alıp cebine koymuş: “Yine de alalım, belki işimize yarar!”

    Caddenin yukarısından aşağı doğru hızla sular akıyormuş. Nasıl olduysa bu suyun içine düşmüş kağıttan yapılma bir kayık, suyla birlikte yanlarına sürüklenmiş. “Askeri bunun içine koyalım, böylece denizci olur!” demiş onu alan çocuk. Böylece kurşun asker denizci olmuş!

    Hızla akan su bir kanalizasyon çukuruna iniyormuş, gemi de oraya sürüklenmiş. Yeraltındaki kanalda su yüksek ve çamurluymuş. Kocaman fareler, sırılsıklam olmuş, neredeyse batacak kayık tek yolcusuyla yanlarından geçerken, dilerini gıcırdatıyormuş.

    Ama savaşta onca tehlikeyle karşılaşmış olan askeri korkutmak için bundan daha fazlası gerekiyormuş! Kanalizasyondaki su bir nehre dökülmüş ve o sırada yüksek dalgalar arasında kalan kayık ters yüz olmuş. Asker o anda sonunun yaklaşmakta olduğunu anlamış.

    Kayık battıktan sonra, asker suya gömülmüş. Aklından binlerce düşünce geçiyormuş ve içlerinden biri özellikle canını sıkmaktaymış. “Bir daha asla tatlı balerinimi göremeyeceğim!”

    Ama kocaman bir ağız onu yutuvermiş ve kurşun askerin kaderi bir kez daha değişmiş. Artık kurşun asker, üniformasının değişik renkleri yüzünden onu fark eden ve ağzının suyu akan kocaman bir balığın karanlık midesindeymiş. Ama balığın bu müthiş ziyafetin tadını çıkartmak için pek fazla zamanı olmamış. Bir balıkçının nehre attığı büyük ağa yakalanıvermiş. Çok geçmeden kendini, diğer talihsiz balıklarla birlikte, pazara götürülen bir sepetin içinde bulmuş.

    “İşte, bu tam akşam yemeğine gelecek davetlilere göre!” demiş kadının biri, bir tezgaha yerleştirilmiş koca balığı görünce. Artık balık mutfaktaymış. Aşçı onu temizlemek için içini açmış ve eline gelen kurşun askeri görünce çok şaşırmış.

    “Ama bu onun askeri…” diyerek, tek bacağı olmayan askeri bulduğunu söylemek üzere çocuğun yanına koşmuş. “Bu kesinlikle benim!” demiş, kayıp askerini tanıyarak sevinen çocuk. “Kim bilir neler oldu da o balığın karnına girdi! Zavallıcık pencereden düştüğünden beri başından neler geçmiştir!”

    Ve askeri şöminenin üzerindeki rafa, bir süre önce kız kardeşinin oraya koyduğu balerinin yanına yerleştirmiş.

    Kaderin mucizesi iki aşığı yine bir araya getirmiş. Birbirlerine yakın olduklarına sevinmişler. Gece boyunca aralıksız konuşabilir ve ayrılmalarından sonra olanları birbirlerine anlatabilirlermiş. Ama yeni bir sürprizle karşılaşmışlar. Şiddetli hava akımının havalandırdığı ağır tül havalanıp balerine çarpmış ve onu şöminedeki ateşe düşürmüş. Arkadaşının düştüğünü gören kurşun asker, korkuya kapılmış. Aşağıda, şöminede ateş yandığını biliyormuş. Onu kurtarmak için yapabileceği hiçbir şey yokmuş. Bir kurşun asker için ateş, en büyük düşmanmış. Çünkü ateş metali eritirmiş. Tek bacağı üzerinde sallanarak kendisini ayakta tutan kaideyi kımıldatmaya çalışmış. Bu çabası, o da ateşe düşene dek uzun süre devam etmiş. Böylece, kötü günde de yan yanaymışlar. O kadar yakınmışlar ki, ateşten ısınan metal kaideleri erimeye başlamış.

    Birinin kaidesini oluşturan kurşun, diğerininkiyle karışmış ve artık sıvılaşan metal, kalp şeklini almış. Vücutları da neredeyse eriyecekken, şöminenin önünden geçmekte olan çocuk, iki oyuncağını alevler arasında görmüş. Onları ayağıyla ateşten uzaklaştırmış. O günden sonra, asker ve balerin, kader onları birleştirdiği için, daima birbirlerine yakın olmuşlar. Kalp şeklindeki tek bir kaide üstünde.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/6/2007 - ÇİRKİN ÖRDEK YAVRUSU
  • Bir varmış, bir yokmuş… eski bir çiftlikte yaşayan bir ördek ailesi varmış. Anne ördeğin yeni yavrular için kuluçkaya yatma süresi yeni dolmuş. Güzel bir sabah, altı tane kıpır kıpır ördek yavrusu, cıvıldayarak yumurtadan çıkmışlar. Ama diğerlerinden daha büyük olan bir yumurta açılmamış. Anne ördek bu yedinci yumurtayı yumurtladığını hatırlamıyormuş. Peki burada ne işi varmış? TAK! TAK! İçeride hapis kalan yavru, yumurtanın kabuğuna vurmaya devam ediyormuş.

    “Acaba sayıyı şaşırmış olabilir miyim?” diye kendi kendine sormuş, anne ördek. Ama şüphelerini açığa kavuşturacak zaman bulamamış, çünkü geç kalan yumurta da açılıvermiş: Sarı değil de gri tüyleri olan tuhaf bir ördek yavrusu yumurtadan çıkıp şaşkın şaşkın annesine bakmış.

    Ördek yavruları hızla büyüyormuş. Ama anne ördek dertliymiş. Ne zaman en son doğana baksa: “O kadar çirkin ki, bu nasıl benim yavrum olur anlamıyorum!” diyormuş, şaşkın şaşkın. Gerçekten de, gri ördek yavrusu güzel olmadığı gibi, kardeşlerinden daha çok yediği için de hepsinden daha iriymiş.

    İlerleyen günler zavallı ördek yavrusuna yalnızca üzüntü getirmiş. Çirkin ve hantal olduğu için kardeşleri onunla oyun oynamak istememişler. Kümesteki diğer hayvanlar da ona gülüyorlarmış. Kısacası, arada sırada anne ördek onu teselli etse de, kendini yalnız ve mutsuz hissediyormuş: “Zavallı çirkin oğlum!” dermiş annesi, “Neden sen de diğerlerine benzemedin sanki?” Zavallı küçük yavrunun mutsuzluğu günden güne artıyormuş. Herkesin kendisini dışladığını düşünüyor, geceleri gizli gizli ağlıyormuş. “Kimse beni sevmiyor, burada benimle herkes alay ediyor. Ah! Ne için ben de kardeşlerime benzemiyorum?”

    Bir sabah, çiftlikten kaçmış. Mola verdiği küçük gölde, karşısına çıkan herkese soruyormuş: “Benim gibi gri tüyleri olan ördekler nerede, biliyor musunuz?” Herkes başını sallıyor, “Senin kadar çirkin kimseyi tanımıyoruz” diyormuş. Ördek yavrusu yılmamış ve aynı soruyu sormaya devam etmiş. Bir su birikintisine gelmiş ve karşılaştığı iki kaz ona aynı yanıtı vermişler. Hatta onu uyarmışlar: “Hemen buradan kaç, burası tehlikeli, etrafta avcılar var!” Ördek yavrusu, çiftliğin yolunu bulamadığı için yeniden ağlamaya başlamış. Bir gün yine böyle başı boş gezinirken, yaşlı bir köylü kadının kulübesinin yakınlarına gelmiş. Kadın onu yolunu şaşırmış bir kaz zannedip yakalamış. “Bunu kafese koyacağım. Umarım dişidir de, bir sürü yumurta verir!” demiş gözleri iyi görmeyen yaşlı kadın. Ama ördek yavrusu yumurtlamamış.

    Tavuk onu sürekli korkutuyormuş: “Göreceksin, yumurta vermezsen, bu kadın kafanı koparıp seni tencereye atacak!” Kedi de yangına körükle gidiyormuş: “Heh! Heh! Umarım yaşlı kadın seni bir an önce pişirir; ben de kemiklerini sıyırırım!” Zavallı ördek yavrusunun korkudan iştahı da kaçmış. Köylü kadın da söylenmeye devam ediyormuş: “Madem yumurtlamıyorsun, inşallah çabuk semirirsin!”

    “Ne kadar acımasızlar!” diyormuş dehşete kapılan ördekçik, “Böyle giderse, korkudan öleceğim! Keşke biri beni sevseydi.”

    Derken bir gece kafesin aralık kalan kapısından kaçıvermiş. Hızla kulübeden uzaklaşmış. Gün doğarken kendini sık bir sazlığın ortasında buluvermiş. “Madem kimse beni istemiyor, ben de sonsuza dek burada saklanırım.” demiş. Yiyecek bolmuş ve ördek yavrusu huzur bulmaya başlamış, ama yalnızlık çekiyormuş. Bir sabah güneye göç etmekte olan kıvrık boyunlu, sarı gagalı, kocaman kanatlı, gösterişli, beyaz kuşlar görmüş. “Oh, bir gün için bile olsa onlar kadar güzel olabilseydim!” demiş yavru ördek, onları uzaktan hayranlıkla izlerken.

    Kış gelmiş ve sazlığın suyu buz tutmuş. Zavallı ördek yavrusu karda yiyecek aramaya çıkmış. Ama yorgunluktan bitkin düşmüş. Oradan geçen bir çiftçi onu bulup ceketinin geniş cebine yerleştirmiş. “Onu çocuklarıma götüreyim de iyileştirsinler. Zavallıcık! Tamamen donmuş! demiş adamcağız, onu okşayarak. Evdeki herkes bu yeni gelenle çok ilgilenmiş, böylece ördek yavrusu kış soğuğunda donmaktan kurtulmuş. Ama ilkbahar gelene kadar öyle büyümüş ki, çiftçi karar vermiş: “Onu göle götürüp serbest bırakacağım!” İşte o zaman, ördek yavrusu sudaki yansımasını görmüş: “İmkansız! Nasıl da değişmişim! Artık kendini tanıyamıyorum!”

    Göç ettiği yerden dönen kuğu sürüsü göle inmiş. Ördek yavrusu yeni gelenleri görünce tıpkı kendisine benzediklerini fark etmiş ve kısa zamanda onlarla arkadaşlık kurmuş.

    “Bizler de senin gibi kuğuyuz! Şimdiye kadar nerede saklandın?” diye sormuşlar ona.

    “Bu uzun hikaye!” diye yanıtlamış, hala şaşkınlığı üzerinden atamayan genç kuğu. Şimdi benzerlerinin arasında gururla yüzüyormuş.

    Günlerden bir gün, kıyıdaki birkaç çocuğun konuşmasını duymuş: “Bakın, şu genç kuğuya bakın, en güzeli o!” Artık kendini çok mutlu hissediyormuş.

    HANS CHRISTIAN ANDERSEN


    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    BANNERIM

    emresel
    hayata dair
    ARABALAR FİLMİ OYUNU İÇİN TIKLAYINIZ.

    Son Yazılar

  • KÖPEKLER HAKKINDA BİRAZ BİLGİ
  • ATASÖZLERİ
  • BU EŞEĞİN BAŞI BİZİM AMA
  • AY ALIP SATTIĞIM YOK
  • BUYRUN CENAZA NAMAZINA
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 12.
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 11.
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 10.
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 9.
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 8.
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 7.
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 6.
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 5.
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 4.
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 3.
  • ARABALAR FİLMİ ÖYKÜSÜ (4. BÖLÜM)
  • BENCİL DEV
  • CARS (Arabalar Filmi Klibi)
  • CARS (ARABALAR FİLMİ KISA TÜRKÇE DUBLAJ)
  • CARS (ARABALAR FİLMİ FRAGMANI)
  • ARABALAR FİLMİ ÖYKÜSÜ (3. BÖLÜM)
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 2.
  • ARABALAR FİLMİ (RESİMLER) / 1.
  • CARS (ARABALAR FİLMİ FRAGMANI)
  • ARABALAR FİLMİNİN ÖYKÜSÜ (2. BÖLÜM)
  • Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
  • OYUNUS.COM

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • polyanna
  • mustafa1yesil
  • sibelefe
  • Aydin MERT
  • s felsefeci
  • 06bu
  • GÜVEN AKBULUT
  • mizikci
  • Mehtap İçer
  • saclariniz
  • acemicadicigim
  • yancafe
  • enpopuler
  • egitimspormizah
  • karacamhayvancilik
  • 1001resim
  • philton
  • sbullock
  • webmasterkaynaklari
  • siberdevlet
  • gamzeseker
  • farenjitnedir
  • gamzeeren
  • teknikpcdersleri
  • kocaozu
  • bloggazetesi
  • masallardiyari1
  • ozlemkaracam
  • kesintisizguckaynagi
  • matrakiye
  • samsar50
  • ccna
  • kumaralemi
  • koaksiyel
  • fiberoptikci
  • arayanadam
  • beyonceresimleri
  • perkusyoncu
  • emeklilikhaber
  • abe98
  • yakupdemirci
  • winxleilgilihersey
  • bidunyahobi
  • aksamanepisireyim
  • dantelmodellerimiz
  • dantelorneklerimizz
  • oyaornekler
  • bebekpatikleri
  • bebekbereleri
  • cocuklarinizahikayeler
  • danteloyaornekleri
  • kartonevmaketi
  • ayrilikresimleri
  • isimfali
  • sahaolculeri
  • guzelavatar
  • suvetermodelleri
  • messengerhatakodu
  • tigisidantel
  • bolerosalmodelleri
  • vedasozleri
  • ruyatabirler
  • kisamesaj
  • makyajvebakim
  • benimpenceremdenhayat



  • Sayfa: 1 - Toplam: 1
    Son Sayfa |

    Site ekle (Vynet) Feedjit Live Website Statistics