BENCİL DEV

2008-05-24 18:27:00

BENCİL DEV

 

Çok eskiden, ülkenin birinde, bir dev varmış. Devin evi ve bahçesi dillere destanmış.

 

Devin bahçesinin her tarafı çimle kaplıymış. Mahallenin çocukları okul dönüşünde bahçede oynarlarmış.

 

Devin çiçek tutkusu da varmış. Bahçesinde yetiştirmediği çiçek yokmuş. Ayrıca bahçesinde meyve veren on iki adet kayısı ağacı varmış. Bahçenin güzelliğini bilen kuşlar, günün belli saatlerinde bahçeye gidip şarkı söylerlermiş. Kuşların söylediği şarkılar, bahçede oynayan çocukların çok hoşuna gidermiş. Kuşlar şarkı söylemeye başladıkları zaman, çocuklar oyunu bırakıp kuşların şarkılarını dinlerlermiş.

 

Aradan bir süre geçmiş. Dev çok sevdiği arkadaşını özlemiş. Özlemini gidermek için arkadaşının yanına gitmiş. Arkadaşının yanında yedi yıl kalmış.

 

Dev eve döndüğünde, çocukları bahçesinde oynarlarken görmüş. Çok sinirlenmiş. Çocuklara sert bir şekilde:

 

“Bu bahçe, benim bahçemdir. Size benim bahçemde oynamanız için kim izin verdi!” demiş.

 

Çocuklar devin konuşmasından çok korkmuşlar. Hep birlikte bahçeden koşarak ayrılmışlar. Dev çocukların arkasından:

 

“Benim bahçem sadece bana aittir! Bahçemde benden izin almadan hiç kimse dolaşamaz.” demiş.

 

Dev, bir süre sonra bahçenin çevresine duvar ördürmüş. Bahçe kapısına da “İzinsiz girenler cezalandırılır.” yazılı bir tabela asmış.

 

Dev, çok acımasız ve bencil biriymiş. Kendinden başkasını hiç düşünmezmiş. Bu nedenle çevrede bulunanlar devi hiç sevmezlermiş.

Çocuklar bahçenin çevresine duvar örülmesine çok üzülmüşler.

 

Birbirlerine bakarak: “Artık oyun oynayabileceğimiz bir yerimiz kalmadı. Bundan sonra işimiz zor. Bir çözüm bulmalıyız.” demişler.

 

Çocuklar bir süre sonra yol üzerinde oynamayı denemişler. Fakat yol çok taşlı ve tozluymuş. Oyundan sonra çocukların her yeri toz içerisinde kalmış. Bu nedenle yol üstünde oynamak çocukların hiç hoşuna gitmemiş.

Bir gün sonra çocuklar bahçenin çevresinde dolanmışlar. Bahçede oyun oynadıkları günleri anımsamışlar. Birbirlerine bakarak: “Bahçede oyun oynadığımız günler en mutlu günlerimizdi.” demişler.

 

Aradan aylar geçmiş. İlkbahar tüm güzellikleriyle gelmiş. Her yerde çiçekler açmış. Göçmen kuşlar gelmiş. Ancak bencil devin bahçesinde kış mevsimi tüm şiddetiyle devam etmiş. Bahçede çocuklar olmadıkları için kuşlar da şarkı söylememiş. Çocuklara üzülen ağaçlar çiçek açmamış.

Bir ara çok güzel bir çiçek, başını çimlerin arasından dışarı çıkarmış. Çevreye bakmış. Devin bahçe kapısına astığı yazıyı görmüş. Yazıya çok üzülmüş. Boynunu bükmüş ve tekrar çimlerin arasına girmiş.

 

Devin bahçesinde mutlu olan sadece kar ve buzmuş. Çünkü ilkbahar devin bahçesine bir türlü gelmemiş. Bu nedenle buz ve kar çimlerin üzerinde bir yıl boyunca kalmış.

 

Bir sabah dev, yatağından kalkmış. Çevresinde gezinmiş. Birden bir müzik sesi duymuş. Müziği sadece kralın müzisyenlerinin çalabileceğini düşünmüş. Ancak duyulan müzik sesi, dışarıdaki bir kuşun sesiymiş.

Dev uzun süredir bahçesinde kuş sesi duymuyormuş. Bu nedenle kuşun sesi, deve dünyanın en güzel sesi olarak gelmiş.

 

Dev bir ara pencereden dışarıya bakmış. Birden hiç düşünmediği bir olayla karşılaşmış. Çünkü çocuklar duvarda bir delik bulmuşlar. Bu delikten bahçeye girip ağaçların dallarında oturmuşlar.

 

Bahçedeki ağaçlar, çocukları görünce çok sevinmişler. Hemen çiçek açmışlar. Dallarını da çocukların başlarının üstünden nazikçe sarkıtmışlar.

Kuşlar da çocukları görünce çok sevinmişler. Büyük bir coşkuyla cıvıldamışlar. Çiçekler çimlerin arasından bakıp gülümsemişler. Ancak bahçenin bir bölümünde kış tüm şiddetiyle sürüyormuş. Bahçenin en uzak köşesinde de bir çocuk duruyormuş. Çocuk çok küçükmüş. Bu nedenle ağaç, dallarını çocuğa bir türlü sarkıtamamış. Çocuk, olanlar karşısında çok üzülmüş. Ağlayarak çevrede dolaşmış, durmuş.

 

Çocuğa dallarını değdiremeyen zavallı ağacın üstünde kar varmış.

Çocuğa çok üzülen rüzgar, ağacın üstünden esip gürlemiş: “Tırmansana küçük çocuk.” demiş.

 

Ağaç dallarını eğebildiği kadar eğmiş. Ancak çocuğa ulaşamamış.

Olayı izleyen dev çok üzülmüş. Kendi kendine: “Şimdi anladım. Ben çok bencilmişim. Bahçeme bu nedenle bahar uğramaz oldu. Hemen gidip çocuğu ağacın en tepesine koyacağım. Bahçenin çevresindeki duvarı kaldıracağım.” demiş.

 

Sonunda dev, yaptıklarından çok pişman olmuş. Zaman kaybetmeden aşağıya inmiş. Kapıyı açmış ve bahçeye çıkmış. Çocuklar devi görünce çok korkmuşlar. Tümü bir yerlere kaçıp gözden kaybolmuşlar. Bahçede sadece bir yere kaçamayan küçük çocuk kalmış.

 

Çocukların bahçeyi terk edişinden sonra yine kış mevsimi başlamış. Küçük çocuk olanlar karşısında çok sıkılmış. Ağlamaya başlamış. Gözlerinden akan yaşlar, çocuğun görmesine engel olmuş. Çocuk yanına gelen devi görmemiş.

 

Dev, bu olaydan yararlanmış. Çocuğu alıp ağaca yerleştirmiş.

Olayı izleyen çocuklar, devin korkunç olmadığını anlamışlar. Hep birlikte koşarak yine bahçeye girmişler.

 

Bahçede yine ilkbahar mevsimi yaşanmış.

Dev, karşısında çocukları görünce çok sevinmiş. Çocuklara: “Artık bu bahçe sizindir.” demiş. Zaman kaybetmeden bahçenin çevresindeki duvarları yıkmış.

 

Bir süre sonra çevreden geçenler devi çocuklarla birlikte bahçede görünce çok mutlu olmuşlar.

 

Çocuklar akşama değin bahçede oyun oynamışlar. Bir süre sonra da devle vedalaşıp oradan ayrılmışlar.

 

Dev bir ara küçük çocuğu sormuş. “Nerede benim minik dostum.” demiş. Dev, çocukların içinde en çok onu sevmiş. Çünkü küçük çocuk, devi öpmüş.

 

Çocuklar küçük çocuğun nerede olduğunu bilmediklerini ve onu tanımadıklarını söylemişler. Dev buna çok üzülmüş.

 

Artık çocuklar okul dönüşü, her akşam üstü özgürce bahçede oynamışlar. Ancak devin sevdiği küçük çocuk bir daha görünmemiş. Dev, o günden sonra çocuklara çok kibar davranmış.

 

Nedendir bilinmez; dev, küçük çocuğu çok sevmiş. Çocuklara onu çok özlediğini söylemiş.

 

Yıllar geçmiş. Dev yaşlanmış. Artık çocuklarla bahçede oynamaya gücü kalmamış. Dev, kocaman koltukta oturup çocukların oyunlarını hayranlıkla izlemiş. Bir ara kendi kendine: “Ne tatlı çocuklarım ve bahçem var. Tümüne hayranlık duyuyorum. Aslında çocuklar en güzel çiçeklerdir. Ben bunu yeni anladım.” demiş.

 

Dev, bir kış günü erkenden kalkmış. Üstünü giyinmiş ve pencereden dışarıya bakmış. Dev artık kış ayından nefret etmiyormuş. Birden gözlerini ovuşturmuş. Sonra da bahçeye bakmış. Bahçede büyüleyici bir manzara görmüş. Bahçenin en uzak köşesinde bulunan bir ağaç, çiçek açmış. Ağacın dallarından altın ve gümüş renkli meyveler sallanıyormuş. Ağacın altında da çok sevdiği küçük çocuk varmış. Dev, sevinç çığlıkları atarak aşağıya inmiş. Doğruca bahçeye geçip çocuğun yanına gitmiş. Çocuğa yaklaşmış. Onu sevmek ve okşamak istemiş. Ancak çocuğun yüzünün kızardığını görmüş. Ayrıca çocuğun ayaklarının üzerinde tırnak izleri de varmış.

Dev, küçük çocuğa: “Sana kim dokundu? Bana çekinmeden söyle. Suçluya gereken cezayı vereyim.” demiş.

 

Küçük çocuk: “Bunlar sevginin izleridir. Lütfen üzülmeyin. Bu nedenle hiç kimseye ceza vermeyin!” demiş.

 

Dev: “Onlar kim?” demiş ve dehşete kapılmış. Sonunda küçük çocuğun önünde diz çökmüş.

 

Küçük çocuk, deve gülümsemiş. “Sen bana bahçende oynamama izin verirsen, benimle benim bahçeme yani cennete gelebilirsin.” demiş.

 

Ve çocuklar akşam üzeri bahçeye oynamak üzere gitmişler. Ancak çocuklar oyun oynayamamışlar. Çünkü devi ağacın altında sonsuz bir uykuya dalmış ve üstü çiçeklerle kaplanmış olarak görmüşler. Çocuklar deve çok üzülmüşler. Onun için dua edip oradan ayrılmışlar. Hep bir ağızdan: “Biz devi üzmedik. Umarız o da bizden hoşnuttur. Tanrı onu ödüllendirsin.” demişler.

1348
0
0
Yorum Yaz